Birlik ve beraberlik ruhu


Birlik ve beraberlik ruhu

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikte olduk. Allah’ı zikretmek üzere, Allah’tan bahsetmek üzere. O’nun üzerine bir sohbet. Sevgili kardeşlerim, insanlar topluluk halinde yaşamak üzere yaratılmış- tır. Yani sosyal mahlûklardır. Mutlaka beraber bulunmak mecburiyetindedirler. Beraber olmak, bir olmak öyle bir husustur ki; başkalarının hakkına mutla ka riayeti gerektirir. Bir olmak, beraber olmak öyle bir husustur ki; mutlaka sevmeyi gerektirir. Bir olmak, beraber olmak öyle bir olaydır ki; mutlaka fedakârlık gerektirir. Sevgili kardeşlerim, ne zaman insanlarla beraber olursanız, başka insan-ların güzel taraflarını anlatın. Sizden hiç kimseyi incitecek bir söz sadır olmamalı. Öyle bir toplum oluşturmalısınız ki; bu toplum başkalarının haklarına en büyük ölçü de riayetkâr bir toplum olmalıdır Öyleyse bir toplumda, insanlar birbiriyle konuşurken, bir topluluk halinde konuşurken veya sadece iki kişi konuşurken başkalarının yaptıkları güzel davranış-ları anlatıyorlarsa, toplumun bütün üyeleri bunu yapmakla meşgulseler o toplum yüce bir toplumdur. Allah’ın yücelttiği, hedeflere ulaştırdığı bir toplumdur. İşte şeytanın en çok zıddına giden, en çok öfkelendiği, en çok bozuldu-ğu toplumlar bu toplumlardır. Onları, o hüviyetten alarak birbirlerini zem eden, birbir lerini kötüleyen, herkesin birbirinden şikâyet ettiği bir toplum haline getirmek şeytan ın temel hedefidir. Şimdi sevgili kardeşlerim, bir sualimiz var: Allah’a mı hizmet etmek için buradasınız yoksa şeytana mı? Eğer Allah’a hizmet etmek için buradaysanız, o zaman yapmanız lâzım gelen şey yaptığınız şey değildir. Ne zaman birisi bir başkası hakkında size kötü bir şey ulaştırmak istiyor sa, başkasını zem etmek istiyorsa, onun hatasını, kendisinin doğrusunu söylemek istiyorsa, ona bu fırsatı vermemek mecburiyetindesiniz. Açık bir şekilde onu din-lemek istemediğinizi söylemelisiniz. Hiç kimsenin bir arkadaşına, bir yakınına baş-ka birisini zem etmek hakkı olmamalıdır. Bir hak değildir. Bu dedikodudur, bu şey-tanın yanında toplanma talebidir. Kim başkası hakkında kötü şeyler söylüyorsa, söylediği kişiye bunun manası şudur: Benimle bir ol, ona karşı olalım. Sevgili kardeşlerim, şu anda dünya üzerindeki en üstün toplum; Allah’a en yakının refakatinde olan, beraberinde olan gruptur. Dikkat edin, kendinize dikkatle bakın. Hangi noktada, nerede bir toplantı yapıyorsanız etrafınıza dikkatle bakın. Oradaki insanlar bir gayeye yani Allah için hizmete kendisini adamış, aralarında hizipler teşkil etmeyen insanlar mıdır yoksa gruplar mı oluşmuştur? Toplumun içinde birtakım insanlar birbirlerine karşı davra-nışların mı sahibi olmuştur? Herkes birbirinden şikâyet eden durumda mıdır? İşte toplumun çökmesi, bu standartlarda gerçekleşir. Herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı, başkasına düşman olduğu, hayatı etrafındaki insanları başka-sına şikâyet etmekle geçen bir zavallılar grubu! Sevgili kardeşlerim, Peygamber Efendimiz (S.A.V) zamanında Allahû Tealâ sahâbe den bahsediyor. Diyor ki: “Siz bir ateş çukurunun kenarındaydınız. Sonra Allah kalplerinizi ülfet ederek sizi uzlaştırdı ve birbirinize can dostu oldunuz.” 3/AL-İ İMRAN-103: Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrekû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufretin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne). Ve hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve fırkalara ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; hani o zaman siz birbirinize düşman idiniz. (Sonra Allah), kalplerinizi uzlaştırdı da O’nun bu ni’meti ile artık kardeşler oldunuz. Siz, ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da (Allah), sizi ondan kurtardı. Allah, size âyetlerini böyle beyan ediyor ki; böylece hidayete eresiniz. Sevgili kardeşlerim, dedikodu; tasavvuf camiasına hiçbir zaman sızma ması lâzım gelen bir korkunç afettir. Öyleyse şu andan itibaren kim size başkaları hakkında negatif bir şey ulaştırıyorsa, siz ona: “Sen gerçekten bizim aramızdan biri misin?” diye bir sual sormalısınız. Bizim kardeşlerimiz başkalarını zem etmezler. Bizim kardeşlerimiz başkasının dedikodusunu yapmazlar. Başkasını şikâyet etmezler. Eğer bir insan başkasını şikâyet etmemeyi başarırsa, başkaları da onu şikâyet etmemeyi başaracaktır. Sevgili kardeşlerim, bizi sizlerin hatalarınızı örtmesi lâzım gelen bir mües sese olarak düşünüyorsunuz. Siz hataları yapacaksınız, biz de onları örteceğiz.Bu, konunun sadece bir kanadı. Diğer kanadı da var. Bize ulaştığınız zaman öyle bir standartta ulaşıyorsunuz ki; sizinle beraber olalım ve hakkında şikâyette bulundu-ğunuz kişiyi beraberce alaşağı edelim, ona dersini verelim. Böyle mi olmalı? Yoksa siz, aralarında anlaşmazlık olanları uzlaştırmak için mi varsınız? Bana söyleyin. Neden taraf tutmak? Neden bizi de kendi tarafı-nıza çekmek? Neden başkalarını karşınıza almak? Dedikodu, bu dünyadaki bir toplumu kemiren en büyük hastalıktır. Bu toplum, böyle bir kemirilmeye lâyık değildir. Şu anda dünya üzerinde Allah’a en yakın toplum bizleriz; hidayet çağının gerçek sahipleri. Allah’ın hidayeti öğrettiği, hidayetle gönderdiği, hidayetle vasıflandırdığı, hidayet çağının sahibi; eğer o bizsek, siz bize başkalarını zem etmek üzere gele-mezsiniz, gelmemelisiniz. Bir insan başkalarını zem ederek bize gelirse, başkalarının aleyhinde bulunmak üzere, onların yanlış davranışlarını bize belirtmek üzere bize gelirse, iki karşı gruptan bir tanesini dost edinip, diğerini karşısına alırsa, bizi de kendi safında görmeye çalışırsa bu dünyadaki en büyük hatalardan biridir. Hepiniz etrafınızdaki insanlarda anlaşmazlık gördüğünüz zaman taraf larından birinin muhafazakârı, ötekine karşı olmayacaksınız. İkisini arasını bulmak la görevlisiniz. Mutlaka iki tarafta da hata vardır. Birindeki hata çok daha büyük olabilir. Birinin hatası yok denecek kadar az olabilir ama yok değildir. Mutlaka o kişi de bir hatanın sahibidir. Sevgili kardeşlerim, ne olur başkalarının hatalarını görmezlikten gelseniz? O size yanlış davranış sergilediği zaman bile siz ona doğru bir davra-nışla cevap verseniz. Size yanlış davrandı diye onu karşınıza alıp düşman saf-larında mütâlea etmeseniz. Dostluk için var olsanız, birbirinizin dedikodusunu etmeseniz, ne olur? Ne kaybedersiniz? Dedikodu sadece şeytanın ortaya koyduğu, şeytanın hedefine hizmet eden bir vasıtadır. Nedir şeytanın hedefi? Şeytanın hedefi, hepinizi birbirinize düş-man kılmaktır. Her fırsatı değerlendirir. Yanınızdaki kardeşinizin size karşı söyledi-ği sözlerden birisi size batmışsa, şeytan onu mutlaka kullanacaktır. Sizi ona düş-man etmek için devamlı sizi meşgul edecektir. Ta ki, onun o sizi üzen davranışına siz de onu üzecek bir davranışla karşılık veresiniz. Hayır, öyle yapmayın. Sizi üze-cek bir şey söyleyen kişiden, onun sizden özür dilemesi lâzım gelirken siz dileyin, siz ondan af dileyin. O zaman sizin bu büyüklüğünüz onu mahcup edecektir. Sevgili kardeşlerim, insan ilişkileri toplumu hedef tayini yapmak suretiyle ya düşmanlığa götürür yada dostluğa. Dostluğun oluştuğu yerde tek bir fırka vardır: Allah’a ulaşmayı dileyen, birbirini seven, birbirini incitmeyen, kırmayan insanlar. Sevgili kardeşlerim, ne zaman birisi size başkasını çekiştirmek gereğini duyarsa, bunu yaptığı zaman sizin göreviniz onu derhal durdurmaktır. Hiç kimsenin görevi haklı veya haksızdan birini seçip diğerine karşı olmak değildir. Hepinizin görevi iki tarafı barıştırmak, dost kılmaktır. O zaman göreceksiniz ki; haklı olduğu-nu iddia eden kişi, birçok konularda aslında haksızdır. Karşı taraf ona, onun söyle-diği şeyi yapmış olabilir ama o kişi böyle bir davranış biçimini hak etmek istikame-tinde, daha evvel karşı tarafa neler yaptığını size söylemeyecektir. Sadece taraftar toplamaya çalışmaktadır. Şeytan, insanların arasını böyle açar. Taraflardan birinin yanında olur, diğerine karşı olur. Halbuki aynı şeytan, bir başka konuşmada diğerinden yanadır. O karşı tarafı da birinci tarafa düşman etmek için çalışmaktadır. 1 ve 2 numaralı taraflar olduğunu düşünün. 1 numaralı taraf A’ya gidiyor. 2 numaralı tarafın hakkında konuşuyor. Kendisine şöyle şöyle yanlışlıklar yaptığını söylüyor. 2 numara da B’ye gidiyor. 1 numaranın kendisine şöyle şöyle kötü şeyler yaptığını söylüyor. A ve B eğer bu 1 ve 2 numaradan etki alırlarsa 1 ve A, 2 ve B’nin karşı-sında oluyor. Ondan sonra bu 2’ye B’den başka C ekleniyor, D ekleniyor. A’ya F ekleniyor, Z ekleniyor ve iki karşı taraf oluşuyor. Hiç düşündünüz mü sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, neden Peygamber Efendimiz (S.A.V) hayatta olduğu sürece sahâbenin arasında ikilik asla oluşmadı? Çünkü O, bu nasihatleri onlara her zaman söylerdi. Her za-man, her sahâbe, karşısındaki kişinin Allah nazarında kendisinden daha kıymetli olduğuna inanırdı. Hatırlıyorsunuz değil mi, Hz. Ömer’in şehit olmak üzere olan kişilere elindeki su kabından su ikram etmesi olayını? Birçok sahâbe derin yara almış ve şehit olmak üzereler. Hz. Ömer de elindeki suyla onlara ulaşıyor. Hemen bir tane-sine uzatıyor su kabını. Tam birinci sahâbe su kabını alırken, gene şehit olmak üzere bir ikinci sahâbe: “Ya Ömer, su!” diyor. Kendisine su uzatılan birinci sahâbe diyor ki: “Ya Ömer, suyu ona ver. Onun benden daha fazla suya ihtiyacı var.” Bu kişi ki; şehit olmak üzere ve şehit olmak üzere olan, ölüme yaklaşan kişinin en çok ihtiyaç duyduğu şey, bütün hazinelerden daha kıymetli olan şey sudur. Ama sahâ-be başka bir sahâbe için diyor ki: “Onun benden daha fazla ihtiyacı var ya Ömer. Suyu ona ver.” Bu, şehit olmak üzere olan bir kişinin vasiyetidir. Bu vasiyete uyan Hz. Ömer koşarak ikinci sahâbeye ulaşıyor, suyu uzatıyor. Tam ikinci sahâbe elini uzatıp suyu alacakken, üçüncü bir sahâbe: “Ya Ömer, su!” diyor. İkinci sahâbe de diyor ki: “Ya Ömer, suyu ona ver. Onun benden daha fazla ihtiyacı var.” Hz. Ömer bunu da ikincinin vasiyeti olarak kabul ediyor, koşarak üçüncüye ulaşıyor, suyu uzatıyor, üçüncü sahâbe suyu içemeden şehit oluyor. Hz. Ömer su kabıyla ikinci sahâbeye ulaşıyor, o da şehit olmuş. Hz. Ömer birinciye geri dönüyor. O da şehit olmuş. Hayatlarının son deminde, kendileri için bütün hazinelerden daha değerli olan bir bardak suyu, başkalarına ikram edebilen bir sahâbe grubundan bahsedi-yoruz. Mekke’deki sahâbe Medine’ye göçmek mecburiyetinde kaldıkları zaman, Medine’deki sahâbenin her şeylerini eşit olarak ikiye böldüklerini biliyoruz. Sevgili kardeşlerim, hepsi başkaları için yaşamışlar. Mekke’den gelen kardeşlerini, en büyük oranlarda dostlukların sahibi olarak değerlendirmişler. Sevgili kardeşlerim, şimdi sizler öyle misiniz? Bütün toplumlara sesleni-yorum. Dedikodunun, başkalarını kötülemenin ayyuka çıktığı bir Türkiye sergileni-yor. Dünya üzerinde dedikoduyu 600 yy, en az yapan ülke olan Osmanlı’dan sonra bugün, bu ülke en çok dedikodu üretenlerden birisi haline gelmiş. Eee! Sevgili kardeşlerim, ya sizler? Sizler Allah’ın Resûl’üne lâyık bir cemaat oluşturabildiniz mi? Öyle olan cemaatlerin aranızda var olduğunu hamd ol-sun ki biliyoruz. Bazı gruplar bunu gerçekleştirmiş durumda. Onların arasında bir anlaşmazlık, grupların gruplara dost olmaması olayı yok. Sevgili kardeşlerim, eğer bize başkalarının hatalarını söylemek üzere geliyorsanız, bunu Allahû Tealâ’nın bir emri sanıyorsanız, bilin ki; bu Allah’ın emri değildir. Allah’ın yasak ettiği bir müessesedir. Kiminle anlaşmazlık halindeyseniz, bu anlaşmazlığı derhal dostluğa çevirmelisiniz. Son zamanlarda bize ulaşan telefonlar arttı. Birbirinizden şikâyet ediyorsunuz. Bize ulaşıyorsunuz ve bizim onunla değil sizinle beraber olmamızı istiyorsunuz. Tabiatıyla sizinle anlaşmazlığa düşen kişi de bize ulaşıyor. O da sizinle değil, onunla beraber olmamızı istiyor. Ne yapmak istiyorsunuz sevgili kardeşlerim? Bizi beraberinize alıp, karşı tarafı ezmek mi istiyorsunuz? Onu cezalandırmamızı mı istiyorsunuz? Allah’ın dostları böyle bir görevle mi görevlendirilmeli? Yoksa anlaşmazlıklar daha oluşurken siz bizatihi siz, şikâyet eden A, onunla dostluğu kurmak için hemen harekete geçmeli misiniz? şikâyet eden B, siz de A ile kaybedilmekte olan dostluğun yeniden kurulması için derhal temasa başlamalı mısınız? Taraflardan birisi hatalıdır, ikincisinde de mutlaka hata vardır. Hiç kimse sıfır hatalı olamaz. Önemli mi sevgili kardeşlerim, hatanın büyüğünün kimde olduğu? Bir dostu kaybedeceksiniz, onu karşınıza alacaksınız. Diyelim ki beni devreye sok-tunuz, biz de onu cezalandırdık. Ne geçti elinize? Söyler misiniz bana, onu ceza-landırma-mızdan zevk alacak kadar küçülecek misiniz? O zaman tasavvufta olabilir misiniz? O zaman Allah’ın dostu olmanız vasfı devam edebilir mi? Neyi hedefliyor-sunuz sevgili kardeşlerim? Bize başkalarının yanlışlarını ulaştırıp, o başkası veya başkaları hakkın da bizi etkilemeye çalışmanız hangi akla dayalıdır? Şimdi diyeceksiniz ki: “Biz adaletin tecellisini istiyoruz.” O adalettin tecel-li etmesinden evvel, acaba sizin de hatalarınız yok mu diye düşünmeniz gerekmi-yor mu? Birisinin size istemediğiniz tarzda davranmasının arkasında size ait yanlış-lıklar olamaz mı? Öyleyse sevgili kardeşlerim, neden? Neden? Size karşı bir hata yapıldı- ğında sanki siz hatalıymışsınız gibi: “Haklısın, gerçekten ben bu konuda yanlış dav ranmışım ama bundan sonra sana karşı bu tarzda bir yanlışı hiçbir zaman yapma-maya çalışacağım. Benden emin olmanı istiyorum. Biz seninle aynı yolun yolcusu olduğumuza göre, aynı mürşide tâbî olduğumuza göre, ben seninle dostluğumu devam ettirmek istiyorum. Yanlış olarak değerlendirdiğin o olay sebebiyle de sen-den af dilerim.” dediğiniz anda olay bitmeyecek mi sevgili kardeşlerim? O zaman bir düşman kazanacak yerde bir dost kazanmış olmayacak mısınız? İşte sahâbe bunu yaptılar. Onlar birbirinin can düşmanıydılar. Neden? Çeşitli kabilelere ayrılmışlardı. Her kabiledeki insanlardan bir kısmı, karşı kabileler tarafından mutlaka öldürülmüştü. Kan davası vardı aralarında ve bu kan davası kıyâmete kadar devam edecekti Peygamber Efendimiz (S.A.V) vaziyet etmeseydi duruma. Allahû Tealâ: “Siz birbirinizin can düşmanıydınız sonra en büyük dostlar oldunuz. Allah kalplerinizi telif etti.” diyor. (Al-i İmran-103) Şimdi eğer Allah’ın en yakını, sizin kalplerinizi telif edemiyorsa, o zaman ona yakın olduğunuzu iddia edebilir misiniz sevgili kardeşlerim? Böyle bir iddianın sahibi olabilir misiniz? Ulaştırdığınız konularda, çok açık bir şekilde başkalarına dost olmadığınızı görüyorum. Onları af etmeyi düşünmüyorsunuz. Onlara yaklaşa-rak hatalarını konuşmayı düşünmüyorsunuz. Oysaki böyle bir konu, o kişiyi, o ha-tayı bir daha yapmaması konusunda kesin şekilde doğruya yöneltebilir. Bunu tercih etmiyorsunuz. Onunla hatasını konuşarak düzeltmesini temin etmek yerine, bize ulaştırmayı tercih ediyorsunuz. Bizim onu cezalandırmamız, sizin için mutluluk ve-silesi olacak mı zannediyorsunuz? Hayır. Gerçekten öyle bir şey yapmış olsak, onun neden azarlandığı konusu sizin içinize bir ukde olur. Sevgili kardeşlerim, bununla yetinmeyerek, başkalarını da devreye soka-rak fikrinizin doğru olduğu tezini bize ispat etmeye çalışmanız da yanlış değil mi? Hakk’tan yana olduğumuzu unuttunuz mu sevgili kardeşlerim? Kendinizi haklı görebilirsiniz ama bu, bizim sizinle birlikte olup karşı tarafı cezalandırmamız için sebep teşkil edemez. Sizin göreviniz de o olmalıdır. Onu karşı taraf olmaktan çıkarıp, sizin tarafınızda kılmak, sadece ona dost olmanızla mümkün. Sevgili kardeşlerim, karşısında olmanızla değil, yanında olmanızla mümkün olur. Size karşı yanlış davranışlarda bulunan birçok insan olacaktır. Onların hepsini terbiye etmekle ne siz görevlisiniz ne de biz görevliyiz. Eğer hepiniz size yanlış davranan o kişiyi dost kılmak üzere harekete geçerseniz, bizim aramızdaki kardeşlerime sesleniyorum; o zaman düşmanlıklar biter. Bu bir teori değildir, bu bir tatbikattır. Gerçekleştirdiğiniz zaman mutlak olarak Peygamber Efendimiz (S.A.V) zamanında bunun sağlanmış olduğunu göreceksiniz. Tıpkı onlar nasıl sağladılarsa, siz de sağlayabilirsiniz. Hep dost olmuşlar, barıştırılmışlar. Kan davası olan kabile-lerin hepsi birbiriyle can dostu olmuş. Öyleyse eğer bize ulaşıp da telefon edip de yarım saat hatta daha fazla bir süre, başka birini veya birkaç kişiyi hatalı bulduğunuzu bize ispat etmeye çalışı-yorsanız ve bizim “yapmanız lâzımgelen şeyin, onları bize kötülemek değil, yanlış hareket ettiğini söylediğiniz bu kişilerle, kendisine karşı yanlış davranılan kişi ara-sındaki dostluğu yeniden kurmak” olduğunu söylemememiz, hataların gerçek an-lamda hangi hüviyette olduğunu göstermez mi? Yapmanız lâzım gelen şey, iki taraf olduğunu kabul ettiğiniz insanlardan bir tarafı tutup öbür taraf hakkında her türlü negatif şeyi bize ulaştırmak mı? Yoksa iki tarafı biraraya getirerek bir şahit gibi, bir aracı gibi, bir gerçek Allah dostu gibi onlara ulaşıp aralarını bulmak, yeniden kaybedilen dostluğu oluşturmak, sağlam laştırmak değil mi? Neyi amaçlıyorsunuz? İnsanları devamlı bize şikâyet etmek suretiyle? Onlardan bir tarafı tutmamızı ve onunla beraber iki taraf arasındaki düşmanlığı bizim devreye girmemiz suretiyle güçlendirmemizi mi istiyorsunuz? Öyle yapaca ğımızı ümit ediyor musunuz, gerçekten, sevgili kardeşlerim ? Mutlaka hepinizin hatası vardır. Taraflardan birinin daha çok hatası vardır. Diğerinin daha az hatası vardır ama hiç kimse hiç hatasız değildir. Öyleyse güzelliklere ulaşabilmek… Sevgili kardeşlerim, son zamanlarda sizlerden ulaşanlar çok güzel bir manzarayı oluşturmuyor. Devamlı birbirinizi kötülüyorsunuz. Dedikodu adı verilen çok çirkin bir afet, her tarafı almış götürmüş. Sevgili kardeşlerim, ne yaptığınızın farkında mısınız? Dünyada en çirkin şeydir dedikodu. Dedikodu, bir konudaki hatayı düzeltmek yerine, o hatayı herkesin kulağına daha geniş boyutlarda ulaştırmak mânâsını taşır. Çünkü sözün kendisine ulaştığı her kişi, onu bir başkasına söylemek için can atacaktır, eğer bu fikir yapısın daysa. Biz insanlar başkasına anlatırken kelime kelime anlatamayız. Mutlaka farklı kelimeler kullanacağız, farklı cümleler kuracağız aynı konuyu anlatmaya çalışacağız. Ama ne kadar hüsnü niyet sahibi olsak, kendimizden bir şeyler ilave etmek mecburiyetinde kalacağız. Böylece insanlar kendilerinin ne kadar önemli insanlar olduğunu başka sına ispat etmek için dedikodu yapar. Çünkü o sırada dikkatle dinleneceklerdir. Onlar için önemli bir şey bu. Hele her dedikodu yani bir başkasının kuyruğunu çekmek o kişiyi o birkaç dakika içinde, belki başkasının karşısında önemli bir kişi haline getirir. Birkaç dakika… Ama sonra herkes o kişinin sadece bir dedikoducu olduğunu anlayacaktır. Sevgili kardeşlerim, gördüğümüz o ki; toplum dedikodu adı verilen, her an hakikatlerin ötesine taşabilecek olan çok yanlış bir davranışın zebunu olmuştur, esiri olmuştur. Böyle davranan bir kardeşimiz, acaba utanç duymaz mı? Allahû Tealâ bu konuyu, dedikoduyu kesinlikle devre dışı bırakmış, yasak kılmış. “Başka larının hatasını başkalarına götürmeyin, ulaştırmayın.” diyor. Göreviniz, ulaştırarak insanların arasını açmak değildir. Birbirine karşı dargın olan, anlaşmaz lığa düşen kardeşlerimizi bulup iki tarafı biraraya getirip dost kılmaktır. Anlaşmazlıkları yok etmektir. Sevgili kardeşlerim, şeytan Allah’ın en çok değer verdiği bu toplumu ancak böyle çökertebilir. Eğer sizler bizim kardeşlerimizseniz, Allah’ın emirlerini alıyor ve o emirleri yapmaya çalışıyorsanız, o zaman yaptığınız şey Allah’ın emir-lerini tatbik etmek olmuyor, O’nun emirlerine karşı çıkmak oluyor. Bir toplumu kemiren en büyük afet dedikodudur sevgili kardeşlerim. Hep taraflar oluşturursunuz. Birbirine kızan taraflar. Taraflar oluşturun ama birbirini seven taraflar olsun bu. Nerede birbirine kızanları, birbirinden şikâyet edenleri görürseniz, deyin ki: “Durun. Allah’ın bize ulaştırdığı talimat bu değil. Sen bu sözlerinle, beni o kardeşimize karşı yanına almak istiyorsun. Senin yanında ola-cağım ama ona karşı olacağım. Hayır, Allahû Tealâ bunu emretmiyor. Allah’ın bana bu konudaki emri, seninle onu barıştırmak. Hadi gel, beraberce o kardeşimi ze gidelim. Senin ne ölçüde doğru söylediğini onun ağzından dinleyelim.” Başka- larını da alın ve orda biraraya gelerek, o iki kardeşimizin arasındaki bu yüksün-meyi, bu kırılmayı, bu dargınlığı yok etmeye çalışın. Eğer birazcık uğraşırsanız, etraftaki 5-6 kişi, bu iki kardeşimizin yanına gidip de onları birleştirmeye, barıştır-maya çalışırsa onu başardığınızı göreceksiniz. İşte hepinizden beklediğim bu, sevgili kardeşlerim. Küs avcılığına çıkın. Kim kime küsmüşse, kim kime dargınsa onları yakalayın. Gruplar halinde olun. Onları mutlaka barıştırmaya çalışın. Ama kaş yapayım derken göz çıkarmayın. Sevgili kardeşlerim, bu istikamette hepiniz, eminim ki şu andan itibaren bir gayretin sahibi olacaksınız. O zaman hatanızın ne kadar büyük olduğunu tespit edeceksiniz. İnsanlara başkalarını kötülemenin, başkalarının dedikodusunu yapma nın ne kadar yanlış bir şey olduğunu ispat etmiş olacaksınız. Doğru bir şey olabilir mi sevgili kardeşlerim? Birisinden bahsediyorsunuz. Onun size göre yanlış bir dav- ranışını başkalarına anlatıyorsunuz. Onu kötülemiş olmuyor musunuz? Allahû Tealâ: “Birbirinizin hatasını gördüğünüz zaman o hatayı örtün.” diyor. Siz başkalarına söylüyorsunuz. Allah’û Tealâ’nın emri, hata görüldüğü za-man hatanın örtülmesi. Bunun mânâsı ne? Hatayı gördüğünüz zaman o kardeşi mizle açıkça konuşmalısınız. “Bu senin davranışında ben şöyle bir hata görüyo-rum. Bak, o kardeşimize bu konuşmayı yaptınız ama o sana kırıldı. Hadi gel bera- berce gidelim, gönlünü alalım. Tekrar sizi barıştırayım. Böylece daha birbirinize küsmeden, negatifin dışına çıkmadan o olayı bitirelim.” dediğiniz zaman o karde- şimiz sizinle beraber böyle bir işe girişecektir. Hiç birinizin bilerek, isteyerek başka birine düşman olacağınızı ve baş- kalarını da etrafınıza toplayarak onun karşısındaki düşmanların sayısını arttırmak konusunda gayret edeceğinizi, böyle bir şeyi kabul etmem söz konusu olmaz. Bu kadar küçülemezsiniz. Sevgili kardeşlerim, davranışlarınızı en güzele yöneltmelisiniz. Biz hepinizi o kadar çok seviyoruz ki; bu sevgimiz hepinize yeter. Hepinizi Allah için yaşayan, sadece Allah için yaşayan, Allah’a gönül vermiş ve bütün kardeşlerinin mutluluğu için gayrette bulunan Allah dostları olarak düşünüyoruz. Böyle bir görün- tüye leke sürmek istemezsiniz diye düşünüyoruz. Sevgili kardeşlerim, gerçekten ağızdan ağza olaylar ulaştırılırken yapı- lacak katkılar sebebiyle, dedikodu yapanlar, başkalarının hatalarını daha üst boyut lara taşımış olmuyorlar mı? Ve bu bir korkaklık değil mi? Birisine şu veya bu sebep le kızıp onu yere vurmak için taraftar toplamaya çalışmak değil midir dedikodu? Başkalarının dedikodusunu yapmaksa, mutlaka iki taraftan birinin tarafını tutmak mânâsını tazammun etmiyor mu? Neden iki taraf arasındaki düşmanlık daha çok körüklensin de birbirine düşman kişi 1 kişiyken, 2 kişiyken 10 kişi olsun, 20 kişi olsun, 100 kişi olsun? Neden sevgili kardeşlerim? Bizi niçin dinliyorsunuz? Allah’ın güzelliklerini ve doğrularını size anla-talım diye değil mi? O doğrulardan ne zaman hayatınıza tatbik edilecek neticeleri hayatınıza tatbik edeceksiniz? Ne zaman Allah’ın istediği gibi, sahâbe gibi bir top-lum oluşturacaksınız? Siz bu devrin sahâbeleri olmalısınız. Böyle mi olacaksınız sevgili kardeş lerim? Birbirinizin kalbini kırarak, taraf tutarak, bizi kendinizle beraber başkalarına haddini bildirelim diye bir taraftar olarak kullanmak üzere mi? Yapmanız lâzımgelen şey, insanlarla açık bir şekil de konuşup dostluk elinizi uzatıp eğer bir hata yapmış larsa onu affedip onu kazanmak değil mi sevgili kardeşlerim? Kalpler böyle telif edilmez mi? Allahû Tealâ sahâbenin kalbini telif etmiş. Bir kabile “Kan davasından vazgeçtim.” diyor. Öteki kabile de vazgeçiyor. Ondan sonra bütün kabileler vazge çiyor. Önemli olan ilk adımdır. İlk adımı atan olun. Eğer aranızda başka kardeşle rimizle bir anlaşmazlık varsa bunu mutlaka ortadan kaldırın. Dost olun. Birbirinizi sevin. Anlaşmazlıkları başkalarına taşımayın. Başkalarının dedikodusunu yapma- yın. Şu anda dedikodusu yapılmayan hiçbir yer kalmamış vaziyette. Sevgili kardeşlerim, bu nasıl olur? Siz Allah’ın dostları, Allah’a en yakın insanlar, en çok sevdiklerinizin bile dedikodusunu yapacak kadar çürüdünüz mü? Ne zaman deği-şeceksiniz? Allah’ın güzelliklerini yaşamak isteyenler, bu dedikodu adı verilen illet ten mutlaka kendilerini kurtarmalıdır. Kendinize yazık ediyorsunuz sevgili kardeşle-rim, can dostlarım, gönül dostlarım. Allah’a yönelin. Size başkalarının dedikodusu geldiği zaman o dedikodu yu edene deyin ki: “Bak sana bir teklifim var. Hadi gel seninle beraber o bahsetti ğin kardeşimize gidelim ve onunla barışalım. Sizleri birbirinize dost kılmak, bu be-nim görevim olmalı. Hadi gel, beraberce gidelim. Ya da o kişiyi buraya çağıralım. Ama aranızdaki bu ufacık yanlışlığı, daha büyümeden evvel mutlaka düzeltelim.” İşte bunu yapmanızı bekliyorum sizlerden. Hayır, sevgili kardeşlerim, takip ettiğiniz yol doğru değil. Başkalarını ez-mek için başka birisini vasıta olarak yanınıza almaya çalışmak, hele bu biz isek, büyük bir hatadır. Biz şeytanın size telkin ettiği bu davranış biçimini benimsemeyi kabul de etmeyiz. Hepinizle beraber, hepinizi yekdiğerine dost etmek için, dost kıl-mak için, sevgili kılmak için vazifelendirildik. Kalpleri telif etmekle vazifelendirildik. Kalpleri birbirine düşman kılmak için, karartmak için değil. Bu noktadan itibaren sevgili kardeşlerim, hepinizden beklediğim bir şey var. Size başka birinin dedikodusunu yapmak üzere gelen, başka birisini kınayan, onu karalamak için gelen bir konuşmaya şahit olduğunuz zaman onu ikaz etmek hepinizin boynuna borçtur. Bu ikaz hiçbir zaman o kardeşinizi üzecek bir mahiyet almamalıdır. Burada çok ince düşünmek ve davranmak mecburiyetindesiniz. O sö-zü söyleyen kişiyi yaptığına pişman etmek, onu huzursuz etmek değil niyetiniz. Sa-kın kaş yapayım derken göz çıkarmayın. O hayatı yapmış diye o kişiyi azarlama ya, onu küçük düşürmeye kalkmayın. Bu nazik konuda hepinize büyük görevler düşüyor. Her tarafta, bizlere çok şeyler olduğu söyleniyor. Bunları onlar söylemese de Allahû Tealâ bize söyle-yebilir. Sevgili kardeşlerim, bizim üzerinde durmak istediğimiz şey, sizlerin tek bir toplumu oluşturabilmeniz. Allah’a ulaşmayı dileyen, birbirinin düşmanı değil dostu olan, bu sebeple fırkalara ayrılmamış olan tek bir toplum. Ne zaman bir toplum ara-sında insanların birbirine dost olmadığı, hatta düşman olduğu bir ortam vücuda ge-lirse, orada tek toplum yoktur. Allah’a ulaşmayı dileyenlerin oluşturduğu tek fırka, orada mevcut değildir. Fırka parçalanmıştır. Sevgili kardeşlerim, sözlerimi ümit ederim ki dikkatle dinlediniz. Ne yap-manız lâzım geldiğini öğrendiniz diye ümit ediyorum. Ve şu anda meydanı boş bulan dedikoducuların bu konudaki gayretlerine kapı açmayın. Size başkaları hak-kında şikâyete gelen kardeşinizi dikkatle dinleyin. Sonra da ona deyin ki: “Tamam, sen bu konuda haklısın. Ama o ne senin düşmanın ne de benim düşma nım. O bi-zim dostumuz. Hadi gel dosta gidelim. Aranızdaki o anlaşmazlığı hemen yok ede-lim.” Ne zaman bir dedikodu duyarsanız, kimin hakkında olursa olsun, derhal o kardeşinize bir ikazda bulunmanız lâzım. “Bak kardeşim, şu anda sen bana baş ka birinin hatasını söylüyorsun. Yaptığın şey doğru mu? O hatayı yapan kardeşimi ze, sen şu veya bu şekilde bu seninle alâkalı bir konuysa, gel hemen ikimiz bera-ber gidelim. Ben de sizi barıştırayım. Sizleri dost etmeye çalışayım. Başarabiliriz diye ümit ediyorum. Eğer konu, seni alâkadar etmeyen bir konuysa ama sen bana başkalarının dedikodusunu yapıyorsan, o zaman bu konuda seni ikaz etmekle va-zifeliyim. Bana gelen emir bu istikamette. Sana gelen emir de bu istikamette. Bu bir dedikodudur. Ve bu dedikodudan vazgeçmelisin. Ayrıca, dedikodu inanılmaya de-ğer bir konu mu? O da meselenin ayrı bir yönü.” Sevgili kardeşlerim, dedikodu fitne ve fesadın merkezini teşkil eder. Öy-leyse hepiniz ikaz ediliyorsunuz. Dedikoduyu mutlak olarak önleyin. Ne zaman bu-nu duyarsanız, onu söyleyen kişiyi derhal hepiniz birden ikaz edin. Sizi bir birlik olarak beraberlik olarak, dedikodu yapmayan bir toplum olarak görmek istiyor Allahû Tealâ. Öyleyse hidayet çağı ise çağımız, sizler hidayetin temsilcileri iseniz sevgili kardeşlerim, hidayet çağının hidayetçileri olarak buna lâyık olmalısınız. Mut-lak olarak bunları gerçekleştirmekle vazifeli olduğunuzu sakın unutmayın. Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, dedikodulara, birbi-rinin arkasından konuşmalara, başkalarını şikâyetlere paydos demenin zamanı geldi. Allahû Tealâ’nın emri budur. Bizim görevimiz de size emirleri intikal ettirmek-tir. Öyleyse O’na, bu dünyada en çok lâyık olanlar mevkiinde olmak zorunda oldu-ğunuzu sakın unutmayın. Bu vakfın mensupları, bize tâbi olanlar.Başkaları ne ya-parlarsa yapsınlar, bu onları izam eder. Ama siz başkalarıyla aynı kantarda tartıl-mayacaksınız. Siz hidayet çağının temsilcilerisiniz. Öyleyse size yakışan davranış biçimlerini sergilemek, konunun esasını teşkil eder. Hepinizi, Allah’ın yolunda bütün doğru davranışların sahibi olmaya davet ediyorum sevgili kardeşlerim. Bu, Allah’ın davetidir. Allahû Tealâ’nın hepinizi bu ko-nudaki bütün hedeflere ulaştırması dualarımızla ve dileklerimizle, sizleri bu dilekle-re ulaştırsın diye Allahû Tealâ’ya dualar ederek sözlerimizi inşallah burada tamam-lıyoruz. İmam İskender Ali M İ H R

HosT (aLLiAnCe)

Şərhlər:

  1. VeFaSiz_Giz dedi ki:

    Allah razi olsun dostik thank_you

  2. PRistupnIK dedi ki:

    thank_you cox saqol qaqash ellerine quvvet

  3. HosT (aLLiAnCe) dedi ki:

    sizdende Allah razi olsun sizinde rey yazan ellerinize quvvet

  4. MILAQROS dedi ki:

    HosT (aLLiAnCe),
    goodgood

  5. _Sia_ dedi ki:

    Nurlu kelmelerdir.

    ALLAH Razi olsun !…